Merhaba,
İrfan ocağımız Mülkiye’nin 152. Kuruluş yıldönümünü kutladığımız bir süreçte Fakültemiz öğretim üyesi M. Murat Baskıcı, Mekteb-i Mülkiye’de Mükâfât ve Mücâzât Sistemi başlıklı yeni araştırması ile bir hatırlatma da bulunuyor. Yazıda, 1877’deki düzenlemelerle eğitim sistemi önemli değişiklikler geçiren Mekteb-i Mülkiye’de öğrencilerin eğitimlerini ciddiye almalarında ve disiplinli yetişmelerinde önemli bir unsurun ödüllendirme ve cezalandırma sistemi olduğunu belirtiyor. Bilindiği üzere, II. Abdülhamit’in padişaha ve devlete sadık bürokratlar yetiştirilmesi düşüncesi tahta çıkışının hemen ardından nizamnameler vasıtası ile mektebin yeniden şekillendirilmesinde kendini bulmuştu. Mülkiye Nizamnamelerinde yer alan eğitimde ödül ve cezaya ilişkin düzenlemeler gelecekteki görevleri için yeterli donanıma ve iyi ahlaka sahip bireyler yetiştirmenin araçları idi. Baskıcı, araştırmasında bu araçları arşivlerden çıkarıp günümüzle buluşturuyor.
Sayımızdaki ikinci yazı ülkemizde çokça bilinmeyen bir bütçeleme sistemini anlatarak önemli öneriler sunuyor. Cinsiyete Duyarlı Bütçeleme (CDB): AB-Türkiye Müzakere Sürecinde TBMM İçin Somut Öneriler başlıklı yazının yazarları İrfan Kalaycı ve Kadir Kartalcı. Yazarlar, Cinsiyete duyarlı bütçeleme (CDB), kadın ve erkeklerin gereksinimlerinin karşılanmasında kamusal harcamaların hakça yapılmasını ve vergi gibi kamusal yüklerin hakça dağıtılmasını öngören bir bütçe(leme) biçiminde tanımlıyorlar. CDB’nin, kadın kesimi için özel ve bağımsız bir bütçe değil, aksine kadının özel gereksinimlerini, deneyimlerini ve katkısını da içeren bir bütçe olduğunu ve CDB’nin kadınla erkek arasındaki gelir düzeyi ve gelir bölüşümü konusundaki kadının aleyhine olan farkları ortadan kaldırmakta ya da azaltmakta olduğunun altını çiziyorlar. BM ve AB’nin ilgili organları, evrensel insan hakları belgelerini esas alarak toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması yönünde hükümetlere güçlü tavsiyelerde bulunmakta olduğundan hareket eden yazı TBMM ciddi öneriler sunarak tamamlanıyor
Ozan Zengin, Amerikan Kamu Yönetimi Disiplininin Kuruluşunda Verimlilik Olgusunun Yeri başlıklı makalesi ile ABD menşeli kamu yönetimi disiplininin kuruluşunda, siyaset-yönetim ayrılığı savının yanı sıra verimliliğe duyulan inanç ve güvenin de etkili olduğundan hareket ederek Yönetim alanının bilimselleştirilmesi düşüncesinin merkezinde, ölçmeye-hesaplamaya dayalı iktisadiliği barındıran verimliliğin yer almakta olduğunu vurguluyor. Yazı, hem kamu yönetim disiplininde hem de genel yönetim yazınında önemli yer tutan verimlilik olgusu üzerinden kuruluş dönemine ışık tutmaktadır.
Azerbaycan’da ABD İmajı başlıklı makale Azerbaycan’da kamuoyunun bir anlamda nabzını tutuyor. Samir Mardanov’un yazısında, araştırmanın temelini oluşturan anket ve mülakatların katılımcıları; Azerbaycan’ın Batı değerlerini taşıdığı; ABD’yi dost ve müttefik olarak algıladıkları; politik, ekonomik, enerji ve askeri ilişkilerde işbirliği düşündükleri; Dağlık Karabağ’ı dış politikanın temel sorunu olarak değerlendirip çözümünde ABD’nin etkin rol almasını istedikleri, NATO şemsiyesi altında ABD’ye askeri üs tahsis edilebileceğini; ancak Afganistan ve Irak’ta çatışma bölgelerinden uzak tutulması şartıyla Azerbaycan askerlerinin sayısının artırılabileceği, Ermeni lobisi etkisiyle Kongre’nin yanlı tutumunu sorun olarak değerlendirdikleri şeklinde görüş belirtmişler. Mardanov’un araştırmasında, Azerbaycan kamuoyu, iç politikada farklı yaklaşımları bir kenara bırakarak dış politikada ortak düşüncelere sahip oldukları ve birlikte hareket ettikleri sonucuna varmaktadır.
F. Müge Algan’ın yazı başlığı kritik bir soru aslında: Emisyon Ticareti Sistemini Kim Yönetiyor? İklim değişikliği dünyanın karşı karşıya olduğu en büyük tehditlerden biri olduğu noktasında harekete eden Algan; iklim değişikliğinin önlenmesi için Kyoto Protokolü başta olmak üzere uluslararası ve bölgesel alanda birçok çalışma yürütülmekte olduğu ve AB’nin bu alandaki en büyük başarısının Emisyon Ticareti Sistemi (ETS) olduğunu vurguluyor. Çünkü ETS, karbon emisyonlarının azaltımını sağlayarak iklim değişikliğinin önlenmesine katkı sağlayacak bir sistemdir. Ancak ulusötesi şirketler ETS’yi kârlarını artıracakları bir pazar olarak görmektedir. Bu yazıda, ulusötesi şirketlerin Avrupa Sanayiciler Birliği ve Avrupa İş Dünyası Konfederasyonu aracılığıyla ETS ile ilgili AB politikalarını etkileme gücü irdelenerek, ETS’nin ulusötesi şirketlere nasıl hizmet ettiğini ya da kötüye kullanıldığını ortaya koymaktadır.
Çevresel Biyoetik Açısından Sürdürülebilir Havaalanları başlıklı araştırmanın yazarları Nurhan Oto ve Nesrin Çobanoğlu. Yazarlar, havaalanlarının sürdürülebilirlik politikalarının geleceğin yaşam kalitesini etkileyebilmekte olduğuna dikkat çekerek, dünyada hava ulaşımında giderek artan talep karşısında havaalanlarının işletmeci kuruluşları ve tüm paydaşları, havaalanlarının ekonomik canlılığını, işletme etkinliklerinin verimliliğini, yaşanabilirliği, doğal kaynaklarının korunmasını ve sosyal sorumluk bütünlüğünü sağlamak için daha bütünsel sürdürülebilirlik yaklaşımlarına yönelmekte olduklarını saptıyorlar. Ve ülkemizdeki havaalanlarında sürdürülebilir havaalanı amacı ve hedeflerinin başarılması için bütünsel olarak havaalanlarının karar ve planlama aşamasından başlanarak yapım ve işletme süreçlerinde çevresel biyoetik değerler gözetilmesi gereğini belirtiyorlar.
Bu sayımızın kitabiyat yazısını değerli hocamız Türkkaya Ataöv kaleme aldı: Yasa – Dışı Göçmenler. Yazı, Dr. Kamal Sadiq’in Oxford University Press. Yayınları arasından çıkan Paper Citizens: How Illegal Immigrants Acquire Citizenship in Developing Countries başlıklı kitabını inceliyor.
* **
Dergiyi bağlarken bir kara haber daha geldi: Server Tanilli Hocayı da kaybetmişiz. Türkiye’nin önemli aydınlarından, değerli hukukçu, aydınlanmacı ve devrimci yazar Server Tanilli onurlu, başı dik, mücadeleci ve üretken yaşamı ile insanlığa önemli bir miras bıraktı. Ne mutlu ona. Işıklar içinde yat sevgili Hocam.
İzninizle yazıyı Server Hocamın 30 Eylül 1976’de İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesindeki savunmasından birkaç dizeyle bitireyim:
“Doğrudur veya yanlıştır, taraftar olunur veya olunmaz… Bir bilim adamı olarak kabul ettiğim metod, görüş ve düşüncelerimden dolayı kime karşı sorumluyum? Yaşadığım çağa ve topluma karşı… Ya Mahkemelere? Asla.
Sayın Başkan, Sayın Üyeler,
Çağına ve toplumuna karşı görevini yerine getirmiş bir hocanın huzuru içindeyim şu anda. Yazdıklarım, yazılması gereken şeylerdi. Bugün yazmaya kalksam -en azından- gene aynı şeyleri yazardım. Hiçbiri hakkında en ufak bir pişmanlık duymuyorum. Kalemimden çıkmış her cümlenin -cümle ne demek- her kelimenin ve hecenin altında, entelektüel şeref ve haysiyetim yatmaktadır. İnsanım, hayatta dönebileceğim şeyler olabilir. Ama entelektüel şeref ve haysiyetimden, -ölüm bahasına da olsa- dönemem. Atilla İlhan'ın o yeni ve unutulmaz şiirlerinden birinin son mısraları geliyor aklıma:
O sözler ki kalbimizin üstünde/ Dolu bir tabanca gibi / Ölüp ölesiye taşırız/ O sözler ki bir kez çıkmıştır ağzımızdan/ Uğrunda asılırız.
Ben, içinde yaşadığım çağa ve topluma karşı, bir bilim adamı olarak sorumluluğumu yerine getirdim.
Şimdi sorumluluk sırası sizde. Yalnız, unutmayınız ki, siz de çağınıza ve topluma karşı sorumlusunuz. Çünkü, her mahkeme kararı, onu verenlerin yalnız hayatları boyunca değil, onu verenler hayattan' çekildikten sonra da anılır. İyi anılır, kötü anılır, ama anılır. İsterim ki, sizin kararınız -ilerde kültür tarihinin mutlaka bahsedeceği bu dava dolayısıyla- iyi anılsın, takdirle anılsın. Sizleri tarihin huzurunda, toplumun huzurunda sorumluluklarınızla baş başa bırakıyorum.
Hoşca kalınız.”
* **
Düzeltme Notu:
272. sayımızın 9-61 sayfaları arasında Prof. Dr. Oktar Türel tarafından hazırlanan makalenin 37 sayfadaki 2.paragrafın ilk kısmı aşağıdaki gibi olacaktır. Okuyucularımız ve yazarımızdan özür diliyoruz.
“Güvenlik” başlığı altındaki amaçlar dizisi şöyle sıralanmaktadır: Yurtiçinde güvenlik ve dayanıklılığı artırmak, El-Kaide ve şiddete yatkın uzantılarını Afganistan, Pakistan ve tüm dünyada çökertmek, nükleer ve biyolojik silahların yayılmasını önlemek, Büyük Orta Doğu coğrafyasında barış, güvenlik ve gelişme fırsatlarını ilerletmek, güçlü ve yetenekli ortakların gelişmesine destek vermek, siber-uzayın güvenliğini sağlamak (altını biz çizdik).
Gelecek Sayıda Görüşmek Üzere.
Herşeye rağmen aydınlık bir Türkiye ve dostluk dileklerimle.
Serdar Şahinkaya
Genel Yayın Yönetmeni
***
İletişim İçin
Mülkiyeliler Birliği Genel Merkezi
Konur Sokak No:1. Kızılay / Ankara
Telefon (0312) 418 55 72, 418 82 98
www.mulkiye.org.tr e-posta: mü
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
www.mulkiyedergi.org e-posta: Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
Dergimizin bu sayısının ana konusu, “Değişen Arap Dünyası ve Orta Doğu”. Konuyu faklı boyutlarıyla irdeleyen yazılar yer alıyor dosyamızda.
İlk yazı, Prof. Dr. Oktar Türel’in: 2011 Yazında Orta Doğu’yu Düşünürken. Yazı, tanıtıcı giriş bölümü ile bunu izleyen beş bölümden oluşmaktadır. İkinci bölümde Orta Doğu için 1873–2010 dönemini kapsayan özlü bir tarihsel arka plan sunulmaktadır. Üçüncü bölümde Mısır, Tunus, Libya ve Suriye'de 2011'in ilk sekiz ayında yaşanan ayaklanma ve çatışmaların üzerinde yükseldiği toplumsal/siyasal taban ve geçtiği aşamalar irdelenmektedir. Uluslararası sistemin hegemonik gücü ABD'nin 2000'li yıllarda Orta Doğu'daki gelişmeleri nasıl bir süreklilik içinde algıladığı ve yönlendirmeye çalıştığı (“düzen içinde dönüşüm”) dördüncü bölümün konusudur.
Beşinci bölüm, günümüz Orta Doğusundaki İslamcı siyasal hareketlerin en etkilisi ve yaygını olan Müslüman Kardeşler üzerindeki saptama ve değerlendirmelere ayrılmış, Müslüman Kardeşler’in bölgesel vizyonu ile emperyalizmin neoliberal küresel vizyonu arasındaki uzlaşı olasılıkları sorgulanmıştır. Altıncı (ve son) bölümde ise gelecek öngörülerine yer verilmekte, Orta Doğu’daki halk hareketlerinin bugünkü zemini üzerinde özgürlükçü ve çoğulcu demokratik rejimlerin yeşerme olasılığının düşüklüğüne işaret edilmektedir. Türkiye'ye yakıştırılan Orta Doğu'ya Rol modelliğinin ne denli anlamlı ve gerçekçi olduğu da bu bölümde tartışılmıştır.
Oktar Hoca’nın kapsamlı yazısını, Doç. Dr. Recep Boztemur’un Arap İsyanı (1916 – 1918) takip ediyor. Dr. Boztemur, Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı İmparatorluğu’nun en önemli üç cephesinden biri olan Güney cephesinde 1916 yılında ortaya çıkan Arap isyanını incelerken Arap isyanının Arap milliyetçiliğinin sonucu olmadığını, savaş koşulları içinde gelişen ve İngiltere ve Fransa tarafından desteklenen bir stratejik düşüncenin sonucunda oluştuğunu irdeliyor. Yazı, isyanın Mekke Emiri Şerif Hüseyin’in Arapları birleştirmekten çok Hicaz ve diğer Arap topraklarında hâkimiyet mücadelesinin sonucu olduğunu da tartışmaya açıyor.
Doç. Dr. Mehmet Şahin, 1950–1960 Arap Devrimleri ve 2011 “Arap Baharı”:Benzerlikler ve Farklılıklar başlıklı mukayeseli tarih çalışmasını, Arap Baharı’nın özelliklerinin, gelişme yönünün ve yol açabileceği sonuçların 1950’li yıllarda gerçekleşen Arap siyasal hareketlerinden hareketle anlaşılabileceği tezine dayandırıyor. Osmanlı Devleti’nin sona ermesinden günümüze Arap coğrafyasında meydana gelen siyasi hareketlerin, günümüzde Arap halk hareketleri için de belirleyici olacağını savunan Dr. Şahin, Arap Baharı’nın çağın farklı toplumsal ve siyasal koşulları nedeniyle önceki devrimlerden farklılaştığını belirterek Arap Baharı’nın Arap Orta Doğusu’nda toplumsal hareketlere ivme kazandırmasının ve Arap halkları açısından olumlu sonuçlar üretmesinin önünde ciddi engeller olduğunu irdeliyor.
Prof. Dr. Meliha Benli Altunışık’ın Arap Ayaklanmaları: Dönüşümü Etkileyen Faktörler başlıklı yazısı ise, 2011’de Tunus’ta başlayan Arap ayaklanmalarının niteliğine ilişkin genel bir analiz yapmaktadır, ardından ayaklanmaların çıktığı ülkeleri sınıflandırarak özellikle iki faktör açısından bu ülkelerdeki gelişmeleri incelemektedir. Yazıda, farklı ülkelere özgü diğer faktörlerin de önemini kabul etmekte, ancak iki temel etkenin, Orta Doğu ülkelerinin toplumsal özellikleri ile uluslararası ve bölgesel siyasetteki yerlerinin bu ülkelerdeki siyasetin evrilmesinde en önemli iki faktör olduğunu iddia etmektedir.
Prof. Dr. Türel Yılmaz Şahin, Suriye’de Baas Yönetimi yazısında Suriye’deki gelişmelerin perde arkasının irdeliyor. Yazara göre, “Arap Baharı” olarak adlandırılan son dönem Orta Doğu gelişmelerinden önemli derecede etkilenen Suriye’deki muhalif hareketlerin temelinde 1963 yılından beri ülkeyi tekelinde tutan Baas Partisinin ve 1970 yılından itibaren de Baas Partisine hâkim olan “Esad Hanedanlığı”nın uyguladığı / uygulamakta olduğu politikalar yatmaktadır. Baas / Esad Hanedanlığı, yıllarca ülke içindeki hâkimiyetini kilit noktalara kendi yandaşlarını yerleştirdiği “ordu” ve “istihbarat”a dayandırmaktaydı. Günümüzde, uluslararası destek de bulan Suriye muhalefeti, sesini yükseltmekte ve rejimin sonunu hazırlamaktadır.
Bahreyn’de Arap Kışı: Şiilerin Demokrasi Mücadelesi başlıklı yazı ile Doç. Dr. Veysel Ayhan, Arapça’da iki deniz arasındaki ada anlamına gelen Bahreyn’i günümüzde Basra Körfezi’ndeki mezhepsel çatışmanın odağında olan bir ülke olarak değerlendiriyor. Dr. Ayhan, ülkenin yönetici elitleri olan Sünniler ile Şii halk arasında yaşanan gerginliklerin 2011 Şubatı’nda yeni bir çatışmanın yaşanmasına yol açtığına değinerek Bahreyn’deki mezhepsel çatışmaların başlangıcının Katar Emiri olan El Halife’nin 1782-83’lerde Bahreyn’deki İran etkisini ortadan kaldırmasıyla başlatılabileceğini vurguluyor. Bu analitik çalışma, 2011 yılında tüm Arap dünyasında etkili olmaya başlayan Arap Baharının Bahreyn’deki anlamının Şiilerin siyasal, iktisadi ve idari alanda Sünnilerle eşit temsilini sağlayacak anayasal değişikliklerin sağlanmasıyla gerçekleştirilebileceğini vurgulamaktadır.
Dosyamızdaki H. Miray Vurmay’ın yazısı, Bir İhtimal Daha Var (mı?):“Arap Baharı” Gergefinde Suriye’ye Dair Bir Sistem Analizi’dir. Yazara göre, Suriye modern Ortadoğu’da hem bölgesel hem de küresel anlamda yirminci yüzyılın kilit ülkesidir. Kendi içinde çelişik, katı siyasal sistemi ve iç içe geçmiş çelişkiler ile örülü sosyolojik yapısı ile son derece karmaşık bir siyasal-toplumsal yapıya sahip olan Suriye, alan ve nüfus olarak sahip olduğu görece küçük sıfatların aksine tarihsel süreçte edindiği “güç” ile bölgesel anlamda önemli bir konuma gelmiştir. Tarihin aynasından yansıyan söz konusu Suriye resminin altında ise hiç kuşkusuz Suriye tarihinin otuz yılına imzasını atan Hafız Esad ismi bulunmaktadır. Suriye, bu makalede genel bir sistem analizine tabi tutularak bugün “Arap Baharı” metaforu çerçevesinde gündemde olan sorulara cevap bulmaya gayret etmektedir.
Prof. Dr. Sina Akşin Hocamız, Orta Doğuyu İbn Haldunca Anlama Yönünde Bir Not ile İbn Haldun’un metodolojisi ile çöl ülkelerinin ekonomi-politik yapıları üzerine değerlendirmelerde bulunurken emekli büyükelçi Ali Tuygan Arap Baharı ve Libya Örneği başlıklı yazısı ile son dönemdeki gelişmelerin ayrıntılarını okuyucuya özetliyor.
Ana dosya konumuz dışında içerikleri itibariyle ülkemizdeki ciddi tartışmalara ışık tutacak üç yazı daha var bu sayımızda.
Bunlardan ilki, Yrd. Doç. Dr. Gülbiye Yenimahalleli Yaşar’ın Türkiye’de Sosyal Güvenliğin Neoliberal Dönüşümü. Yazı, Türk sosyal güvenlik sisteminde yaşanan neoliberal dönüşümü refah devletindeki dönüşüm paralelinde inceledikten ve dönüşümün sosyal güvenlik sistemindeki sorunlara çözüm olup olamayacağını irdeledikten sonra refah devleti ve sosyal güvenliğin dönüşümünü tartışıyor. Dr. Yaşar, Türkiye’de sosyal devletin neoliberal dönüşümü paralelinde bireysellik ve kamunun rolünün daraltılmasına vurgu yaparak sorunları çözmenin çok uzağında olunduğu tespitinde bulunuyor.
Kamuda Melez Bir Statü: Kadro Karşılığı Sözleşmeli Personel başlıklı yazı ile Süha Oğuz Albayrak ve Dr. İpek Özkal Sayan, kadro karşılığı sözleşmeli personelin (KKSP), Türkiye’de kamu personel sistemi içinde mevzuatta “tanımlanmayan” bir statüye sahip olduğu tespitinde bulunuyorlar. Çalışmada, bilinenin aksine, KKSP istihdamının sözleşmeliliğin bir türü olmadığı, aksine bu statünün ücret yönünden avantajlı ve memurluğa yakın bir statü olduğu sonucuna varıyorlar.
Dr. Elif Çolakoğlu, Emniyetli İçme Suyu ve Sanitasyon Hakkı yazısı ile ülkemizde pek bilinmeyen ve fakat kritik önemdeki bir noktaya dikkatimizi çekiyor. Bir insan hakkı olarak su ve sanitasyonu tüm boyutlarıyla ele alan yazara göre, bulunduğumuz yüzyılda büyük bir güvenlik sorunu durumuna gelen su kalitesi ve miktarı, bireylerin yaşamlarını tehdit eder boyuta erişmiştir. Yeryüzünde suya erişemeyen ve yeterli hijyen koşullarından yoksun olarak yaşamlarını sürdüren insanların sayısı milyarları bulmaktadır. Yaklaşık 2 milyardan fazla insanın yeterli ve emniyetli içme suyuna erişemediği ve 2.5 milyar insanın ise hijyen koşullarına uygun olmayan bir tarzda yaşamlarını sürdürmek zorunda kaldıkları bilinmektedir. Eğer mevcut eğilimler sürecek olursa, 2025 yılına kadar dünya nüfusunun yaklaşık üçte ikisinin, ciddi su kıtlığıyla ya da su yokluğuyla karşılaşacağı varsayılmaktadır. Bu durumdan en çok etkilenecek bölgelerin ise, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da olduğu belirtilmektedir. Özellikle bu bölgelerin kentleri, daha bugünden, hızlı kentleşmeden dolayı su ve sanitasyon hizmetlerini karşılamada büyüyen bir taleple yüz yüze kalmaktadır. Bu tespitler ışığında Dr. Çolakoğlu, söz konusu hizmetlerin, bireylerin yaşamlarının sürdürülebilmesi yönünden vazgeçilmez bir nitelik kazanmakta ve bir insan hakkı konumuna erişmekte olduğunun altını çiziyor.
Dergimizin bu sayısındaki Kitabiyat yazısının konusu, sevgili Hocamız Prof. Dr. Bilsay Kuruç’un Mustafa Kemal Döneminde Ekonomi - Büyük Devletler ve Türkiye başlıklı yeni kitabı. Yazarı da N. İlter Ertuğrul.
Doç. Dr. Recep Boztemur
ODTÜ
Merhaba,
Dünya Kapitalizminin yaşadığı son kriz ezber bozan cinsten bir krizdi. Çok uzun bir zamandır uygulanan iktisat politikalarının iflasını tescilleyen kriz özellikle sosyal bilim disiplinleri içinde ciddi tartışmalara yol açtı. Krizin etkilerini giderebilmek adına özellikle gelişmiş kapitalist ülkelerin attıkları adımlar (kurtarmalar ve kamusallaştırmalar) ve iktisat ve siyaset düzleminde ortaya çıkan beklentiler yeni bir dünya düzeni isteklerinin düşük perdeden de olsa dile getirilmesine neden oldu.
Ancak geçen zaman özellikle iktisat politikalarında ciddi bir dönüşüm beklemenin saflık olduğunu ortaya çıkardı. Bir dönüşümün ortaya çıkmamasının pek çok nedeni var; ancak bu sayıdaki yazıların önemli bir bölümüne göre güçlü bir sol muhalefetin olmaması öne çıkıyor. Bu zayıflığın altında solun son 30 yıldır yaşadığı yenilgi psikozu yatmaktadır. Diğer taraftan solun kapitalist krizlere yönelik stratejilerindeki eksiklikler de etkilidir.
Bu sayı genel olarak kriz ortamında solun iktidar tahayyülünün nasıl değiştiğini ele almaya çalışıyor. Dolayısı ile sayının bu anlamda üç boyutu vardır. İlki kapitalist krizlerin siyasal ortam üzerindeki etkilerini konu alıyor. Benan Eres’in dilimize çevirdiği ve ülkemizde çok bilinmeyen, Karl Polanyi’nin Faşizmin Özü başlıklı yazısı olağanüstü bir tarihsel dönemden bu boyutla ilgili ürkütücü bir ses. Nurcan Törenli’nin Kriz Çözücü Siyaset başlıklı yazısı ise incelikli bir şekilde kriz ortamlarında tekno-siyasal paradigmanın, siyasetsizleştirme ve ideolojisizleştirme
kanalıyla siyasi özneleri belirli bir ortak zeminde nasıl buluşturduğu üzerine eğilmekte. Diğer taraftan Benan Eres’in Adalet ve Kalkınma Partisi’nin Siyasi Başarısının Kaynakları Üzerine Bir Not başlıklı yazısı ise Türkiye’nin uzun kapitalist buhranı içinde AKP’nin siyasi başarısının kaynaklarını çok yönlü bir çerçevede sorguluyor.
Sayının ikinci boyutu ise kriz ortamlarında solun iktidar tahayyülünün değişimi ve buna eşlik eden toplumsal ve ekonomik değişimleri ele almaktadır. Al Cambell’in Birleşik Devletler’in “Büyük Durgunluğunda” Reformcu ve Devrimci Talepler başlıklı yazısı ABD’de ilericilerin ve solun kriz ortamında geliştirdiği reformist ve devrimci talepleri değerlendiriyor.
Sayının bu bölümüne önemli bir katkı Ali Murat Özdemir’in Söylem, Söylem-dışı ve Teorik Stratejiler başlıklı yazısının merkezinde bulunan söylem ve kapitalist iktidar arası ilişkilerin zihin açıcı bir incelemesi.
Şebnem Oğuz’un Tekel Direnişinin Işığında Güvencesiz Çalışma/Yaşama: Proletaryadan “Prekarya”ya mı? başlıklı yazısı son yıllarda solun siyasal ve toplumsal bakışına da sirayet eden prekarya kavramının solun iktidar stratejilerine etkisini konu alıyor.
Serdal Bahçe’nin Kapitalist Kriz ve Sosyalist Mücadele: Çöküş Teleolojisinin Çöküşü başlıklı yazısı ise sosyalist mücadele tarihi içinde kapitalist çöküş kavramının evrimi ve bu evrimin kapitalist krizler döneminde aldığı özgün biçimler üzerinde duruyor.
Üçüncü boyut ise kapitalist krizin doğrudan tahliline yönelik. Bu çizgide Ali Fıkırkoca ve Gülnur Yıldırım’ın yazısı, dünya kapitalizminin sıklıkla krizden sorumlu tutulan yapılanmasının en önemli parçası olan çok uluslu şirketler üzerine kuramsal ve ampirik çalışmalarıyla ışık tutan Stephen Hymer’i tanıtıyor.
Sayının bu boyutuna ayrıca bir kitap değerlendirmesi ve iki kitap tanıtımı da katkıda bulunuyor. Aydın Ördek Korkut Boratav’ın Emperyalizm, Sosyalizm ve Türkiye adlı kitabını Boratav’ın entelektüel ajandasının bugüne taşınması açısından değerlendiriyor. Oktar Türel Ahmet Tonak’ın Batan Piyasalar adlı kitabını kapitalizmin krizini ele alışıyla değerlendirirken Serdar Şahinkaya Ergin Yıldızoğlu’nun Kriz, Teori ve Gözlem adlı kitabının tanıtımıyla katkıda bulunuyor.
Her derleme, bütününde içerdiği tekil katkılar kadar başarılı olmayabilir. Umuyoruz ki elinizdeki derleme, yazarların değerli katkılarını bir bütünlüğe kavuşturabilmiş ve bütün olarak ayrıca bir katkı sunabilmiştir. Bu sayının hazırlanmasında büyük katkıları olan tüm hakemlere, dostumuz Gülseren Adaklı’ya, kapak görseli olarak fotoğraflarından birini kullanmamıza tereddütsüz onay veren Hüseyin Türk’e Mülkiye Dergisi genel yayın yönetmeni Serdar Şahinkaya’ya ve tüm yayın kuruluna teşekkürü borç biliriz.
Sayı Editörleri,
Serdal Bahçe, Benan Eres
***
Artık dergimize ulaşmak, edinmek çok daha kolay
İnternet üzerinden http://www.mulkiye.org.tr/?x=1&id=294 linki yardımıyla hemen abone olabilirsiniz.
Dergiyi, Mülkiyeliler Birliği Genel Merkezi, Konur Sokak No:1 Kızılay, Ankara adresinden temin edebilirsiniz.
www.mulkiyedergi.org
İletişim için:
e-posta: Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
Telefonlar: (0312) 418 55 72, 418 82 98
Sayfa 1 / 11
Kimler Sitede
İstatistikler
İçerik : 38
Web Bağlantıları : 3
İçerik Tıklama Görünümü : 65879
Haber Beslemeleri
Makale Arama
Soru / Mesaj Gönder
Son Eklenenler
- Mülkiye Dergisi Sayı 262 (2010.04.30)
- Smith, Ricardo ve Marx İktisadında Tarım (Emek Değer ve Rant Teorisi Yaklaşımları Bağlamında) - Gökhan Günaydın (2010.04.30)
- Türkiye’de Tarım ve Gıda Sektöründe Yabancılaşma ve Tekelleşme - Necdet Oral (2010.04.30)
- Beslenmenin Demokratikleştirilmesi - Kenan Demirkol (2010.04.30)
- Tekel Özelleştirmesinin Sonuçları Tülay Özerman (2010.04.30)
En Çok İndirilenler
- ÇOCUĞUN DİNLENME, BOŞ ZAMANI DEĞERLENDİRME, OYNAMA, KÜLTÜREL VE SANATSAL ETKİNLİKLERE KATILMA HAKKI - Doç. Dr. Şükran KILBAŞ (3340)
- Küreselleşmenin Kamu Yönetimi Paradigmasına Etkisi ve Türk Kamu Yönetimine Yansımaları - Sabrina KAYIKÇI (2192)
- YERİNDEN YÖNETİM: AVRUPA BİRLİĞİ'NDE BÖLGELER ULUS DEVLETE KARŞI MI? - Ayşegül Mengi (2108)
- Mülkiye Dergisi Sayı 246 (2006)
- Geçmiş, Tarih ve Sözlü Tarih - Özlem ŞAHİN (1978)


